Buyuk Flort

Jose Mourinho için Chelsea’nin yerinin ayrı olduğunu hepimiz biliyoruz. Jose de saklamıyor bunu. İlk aşkıydı Chelsea. 3 sene kaldığı Stamford Bridge’de 2 lig şampiyonluğu, 2 lig kupası ve 1 de FA kupası kazanmıştı. Mourinho’nun kendi sözleri Chelsea’yı hiç bırakmak istemediği yönündeydi sonra aniden ayrıldı Chelsea’den hepimiz şaşırmıştık çünkü hem Mourinho’nun hemde Abramovich’in arzusu isteği ortaktı, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuydu. Onca yapılan transfere rağmen bunu 3 sene içinde başaramamışlardı. Kimsenin düşünmediği gibi bende düşünmüyordum bu başarısızlığın bu ikiliyi ayıracağını.

Neyse bu ayrılığın ardından Mourinho İtalya’nın yolunu tuttu. İnter’e geçti. Attan inip eşeğe bindi dedik Mourinho için ama o yine yaptı yapacağını ve İnter’e yıllardır özlemini duyduğu Şampiyonlar Ligi’ni kazandırdı. Hemde yarı finalde şahsi ezeli rakibi Barcelona’yı saf dışı bırakarak.

İnter’den de heralde daha başaracak şey kalmadı diye ayrılmayı tercih etti. Real Madrid’e geçti bu sezon başında. Dünya’nın birçoğuna göre en büyük klübü Real Madrid’e yenilmez total futbolun en iyi uygulayıcısı Barcelona önünde şampiyonluk kazandırmaya geldi. An itibariyle Real’de işler pekte iyi gitmiyor. Ligde Barcelona’nın 5 puan gerisindeler şu an. Şampiyonlar Ligi’nde de Real için çekilebilecek en kötü kurayı çektiler belkide. Bu güne kadar Lyon’u Fransa’da yenmeyi bırakın, gol bile atamadı Real Madrid. 2005’te 3-0 2006’da 2-0 ve 2010’da 1-0’lık skorlarla boynu bukuk ayrıldı sahadan. Giderek azalan bir fark var ne dersiniz bu maçta berabere mi biter? Real’in Şampiyonlar Ligi’nden elenmesi ve olası bir lig kazası, Jose’nin Real’deki görevinin sonu olabilir. Hele ki Chelsea’de de Ancelotti’nin suyunun ısındığı şu günlerde.

Mourinho’nun geçen haftaki Fulham-Chelsea maçını stattan takip etmeside cabası. Büyük aşk tekrardan başlayabilir, bunu önümüzdeki günlerde belkide aylarda göreceğiz.

 

Gunun Kuponu

İlk defa kupon koyuyorum siteye, hadi rastgele.

452 Pescara-Empoli iy0

457 Coventry-Swansea 2-3 gol

461 Nottingham Forest – Preston(h) ms1

465 Bournemouth – Sheffield Wed ms 1

Toplam Oran: 10.06

 

Madem Takasi Bitirecedin, Bari All-Star’i Kitlemiyeydin

Carmelo Anthony sonunda olmak istediği yerde. Madison Square Garden’ın yeni süperstarı oldu ve nasıl olduysa Denver’dan getirebileceği en değerli parçayı da beraberinde getirdi.

Nuggets ve Knicks arasında yapılan takas sonucunda Raymond Felton, Wilson Chandler, Danilo Gallinari ve Timofey Mozgov (+ bir kaç draft hakkı ve 3 milyon dolar) Denver yolunu tutarken, Chauncey Billups, Anthony Carter, Renaldo Balkman, Shelden Williams ve Carmelo Anthony’de yeni Big Apple sakinleri oldular.

New York GM’i Donnie Walsh’un en umut veren genç yıdızlarından vazgeçmesi, ve Anthony yanında 34’üne gelmiş Billups’a güvenmesi şampiyonluğu bugün kazanmak istediğinin bir göstergesi.

Bu hamleler sonrasında Miami’de olan sorun artık burada da var, takımın bir bench kuvveti yok artık ve bu normalde play-off’lar sırasında takımlarda büyük yorgunluk belirtileri ortaya çıkmasını sağlıyor. Mike D’antoni her ne kadar yıllardır 7 ya da 8 kişilik rotasyonlarla oynasa da, normal sezona damga vurduğu yıllarda bile Phoenix ile bir NBA finali görememiş olması bu durumu gayet güzel açıklayabilir.

Bir de Mozgov’un ardından takımda artık hiç pivot kalmadığı gerçeği var ki, en büyük iç oyuncusu rebound özürlü Amar’e olan bir New York var artık elimizde. Sen bu takımda yıldız olursun Turiaf. Tabii Renaldo Balkman Nuggets bench’inden getirdiği enerjiyi tüm maça yayabilirse Knicks taraftarının sevgili olur o ayrı.

Sonuç olarak sonunda tamamlandı bu takas, en azınan kafası rahat bir ‘Melo izleyeceğiz artık. Büyük şehre kanıp kendini kaybetmese keşke Tarık Daşgün gibi. Şaka şaka.

 

Gunun Kuponu

401 Manisaspor-Trabzonspor MS ust

406 Varese-Frosinone MS 1

408 Sociedad-Mallorca MS 1

403 Hertha-Cottbus MS 1

Toplam Oran:5.29

Orkun Kale

 

Cotanaklar Adana Deplasmaninda

Giresunspor gecen sezon Bank Asya 1.Lig’ini 7.sirada bitirdiginde ah be ucundan play-off kacti dedik. Play-offlara girseydi bu takim Istanbul’daki Giresunlularinda destegini arkasina alip Trabzon’dan sonra ikinci bir karadeniz firtinasi yaratirdik hayalleriyle yaza girdik. Bu sezon icin cok umutluydum cotanaklar adina. Ama gelin gorun ki su an itibariyle 17 takimli Bank Asya’da 16.sirada bulunuyor 17 puanla.

Yil icinde 2 kere yonetim degisikligi yasandi ki bunlarin ilkinde kongre sirasinda cikan olaylarin basina yansimasiyla Giresun tarihinde ilk defa bir genel secim gazetelerde yer almis oldu. Secim asamalarini babam Sonay Kale sayesinde yakindan takip etme sansina sahip oldum. Diger secimler sonucunda da babam yonetime girdi. Bu sureci ve Giresun’daki degisimi baska bir yazimda ele alacagim. Bu yazimda Adanaspor maciyla ilgili konusacagim.

Giresunspor suan sezonun geri kalani icin cok onemli bir viraj olan Adana deplasmaninda. Mac oncesi babama sordugumda takimdaki motivasyondan ve inanctan bahsetti. Cocuklar bu maca cok iyi hazirlandi ve kendilerine guveniyorlar dedi. Babam yonetime girdiginden beri her maci yerinde izledi Bolu deplasmani olsun Giresun’un ic saha maclari olsun hic birini kacirmadi. Yonetimdeki butunluk takim icine de sonunda yansimaya basladi gecen hafta Gungoren karsisinda alinan 3-0’lik galibiyet yuzleri guldurdu. Simdi sira Adana macinda. Adana macindan alinacak bir galibiyet sezonun geri kalanini Giresun icin cok farkli bir hale getirebilir. Bank Asya oyle bir lig ki 16.yla 6. arasinda sadece 14 puanlik bir fark bulunuyor. Giresun bu macla beraber bir seri yakaladigi takdirde play-off siralarina bile oynayabilecek bir motivasyona kavusabilir. Gecen seneki gibi icerde pes etmeyen ve kaybetmeyen yapisina burunup deplasman karnesinide toparlarsa play-offlar neden olmasin.

Giresun’u hic Turkiye 1.lig’inde izleme firsati bulamadim 1.lig derken en ust ulusal ligi kastediyorum. O gururu bende yasamak istiyorum umarim en kisa surede Giresunspor’u Super Lig’e tasiyacak hamleler yapilir. Babama ve yonetimdeki diger arkadaslarina guvenim sonsuzen azindan Giresunspor’un artik seffaf ve temiz bir sekilde yonetildigi konusunda icim rahat.

 

Roma’nin Yerli Pep Umudu

3-0’dan 4-3 kaybedilen Genoa maçının ardından, Ranieri soyunma odasına girdi, tüm takıma teşekkür etti, onlardan özür diledi, ve istifasını verdi. Geçen sene İnter’in başında Mourinho olmasa şampiyonluğu göğüslemesi işten değildi Ranieri’nin Roma’sının, ama bu sezon alınan rezalet sonuçlar sonrasında bu istifa kaçınılmazdı.

Ve bugün, bu başlığı atmama sebep olan kararı aldı Roma yönetimi. Çocukluğumun yıldız forvetlerinden, bir dönem FM oyuncularının göz bebeği, Batistuta’nın arkasında beklemekten yılmayan bir dönemin nöbetçi golcüsü, Batigol’ün ardından uzun yıllar Roma’nın gol umudu Vincenzo Montella takımın yeni teknik direktörü oldu. Şüphesiz takımın yıldızlarından biri olarak geçirdiği yıllardan sonra geçen seneden beri de altyapı’da antrenörlük yapan Montella takımı çok iyi tanıması açısından gayet mantıklı bir seçim olarak duruyor kağıt üzerinde. Ancak hiç teknik direktörlük deneyimi olmaması, ve Roma’da kredisi ne kadar yüksek olursa olsun, başına geçtiği takımda baskının yüksek olması işini zorlaştıracak etkenler.

Bu hamlenin yeni bir Guardiola’mı yoksa Mussolini’nin takımında bir Hagi etkisi mi yaratacağını ise bize zaman gösterecek. (Evet Schuster’den sonra Hagi’ye de sallıyorum.)

 

Bir Derbinin Ardindan

Aynı maç öncesi değerlendirmesinde de vurguladığım gibi, fikstürüne uyduğu ligin değil, kendi dinamiklerinin yarattığı gerginliklerin yön verdiği bir maç oldu. İlk otuz dakikasında baskılı oyunuyla üstünlüğünü kabul ettiren bir Fenerbahçe, rakibinin bu dakikadan itibaren oyundan kopup geri çekilmesini yıldızlarının oyunu açma çabalarıyla avantaja çevirmeye çalışan ve bunu Ferrari’nin disiplinsizliğin zirvesine vurduğu ana kadar başarıyla yerine getiren bir Beşiktaş vardı sahada bugün.

Penaltı’nın sonrasından bahsetmek ise son derece yersiz. Bir takım 10 kişi kalsa da bu kadar aciz olmamalı, hele hele bu takım Beşiktaşsa, ve son yıllarda en çok övündükleri maç Kadıköy deplasmanında 10 kişi kalecisiz galip geldikleri maçsa.

Alex maçın ilk bölümünde etkisiz gözükse de, bu durum 2 yıldır ilk golü attıktan sonra geri çekilip skorun üzerine yatmaya çalışmaya alışmış Fenerbahçe’nin, golü çok erken bulmasından kaynaklandı. Maç 2-1’e devre arasının hemen ardından gelmeseydi, sonuç Fenerbahçe için üzücü olabilirdi. Takım geride kalmaya daha alışmış olacak, ve ilerleyen dakikalarda gelecek bir golün telafisi çok daha zor olacaktı. Penaltı’dan itibarense 13 dakikada 3 gole imza atarak niye bu takımın kaptanı, niye bu lig’in en iyi futbolcusu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Skor 2-1’e geldikten sonra bitirici vuruşu yapamaya Almeida’ya ise diyecek söz bulamıyorum. Aslında buluyorum, ama ona değil, Schuster’e. (bkz. bi bobo vardı ne oldu ona?)

Ferrari’nin kırmızı kartı için ise geciken bir karar demekten kendimi alamıyorum. Lugano’ya attığı dirseğin (evet bir mma darbesi değildi, ama sen vurmaya yeltenirsen, o adamda vurulmaya yeltenir – dis is fıtbol, dets dı fıtbol) 5 dakika öncesinde, güreş tabiriyle kafa kola aldığı anda belliydi maçın kızaracağı. Cüneyt Çakır bu anı kaçırarak Fenerbahçelilere saç baş yoldursa da, Ferrari imdada yetişti, ve günü sarı lacivertliler adına kurtaran isim oldu. Şu andan itibaren kendisinin takımla ilişiğinin kesilmesi için sayılı saatler olduğuna inanıyorum. Zira sabah ezanıyla beraber bu gerçekleşmezse, Delinho hakkını helal etmez.

Sonuç olarak, herkesin izlediği bir maçın özetimsi’sini yazmak pek keyifli değil, ama şunu söylemek istiyorum: Beşiktaş’ın üstünlüğünü kurduğu, baskısını kabul ettirdiği ve taraftarının da desteğiyle rakibini yıprattığı anlarda gelen tek bir hatayla kaybedilmiş bir maç olmadı. Evet Ferrari suçlu, evet Almeida’nın formsuzluğu büyük sorun, evet Quaresma önemli maçlara ağırlığını koymakta sorun yaşıyor… Ancak bu mağlubiyetin tek sorumlusu yaptığı tercihler sebebiyle Schuster’dir. En büyük suçu elindeki imkanları en verimli haliyle kullanmayı becerememesidir. Belki de becermek istememesidir. (bkz. Sarı Melek vs. Kahpe Felek)

 

Sari Melek vs. Kahpe Felek

Ülkemize gelen kariyerli yabancı teknik adamların hepsinin akıbeti aynı olacak galiba. Şaaşalı bir giriş, sonsuz destek vaadleri, inanmış taraftar kitleleri, ve yalnızca bir kaç ay ertesinde umursamaz herkesle ters düşen bir adam, gönderilmesini isteyen binlerce taraftar.

Bernd Schuster’de bu trenin günümüzdeki yolcusu olarak gözüküyor an itibariyle. Sezon başından beri oturtamadığı sistem (ki haklı olduğu tek nokta bu, sistem dediğin öyle hemen oturmaz – ama 6 ayda takımın yarısını postalamakla da oturmaz), her puan kaybının ardından suçu kendinde aramak yerine lige ve rakiplere getirdiği eleştiriler, ve son olarak ülkenin sesi en yüksek çıkan ve takımını kayıtsız şartsız destekleyen tek taraftar grubuna yapıkları…

Artık yeter diyor taraftar. Büyük yıldızlar alındı. Büyük hedefler konuldu. Ortada kırıntıları gözüken hücum odaklı bir futbol var, doğru. Ancak takımda bir düzen, bir disiplin, en önemlisi tribünde olan Beşiktaş’lı duruşu yok. Hatta herhangi bir duruş yok.

En son lig maçını Ekim’in ortasında oynayan, ve sezon başında hantal diye Schuster tarafından takımdan kesilen Ferrari, sezon’un en önemli iki sınavında ilk 11’de sahada.

Yıllardır takımın en istikrarlı golcüsü olan Bobo, belalısı olduğu takımla iç sahada oynanan maçta, evinden tweet yapıyor. Büyük umutlarla transfer edilen Fernandes, kulübeden çıkamadı. Saçbaş yoldurmaktan başka bir işe yaramayan Nobre, takımın galibiyet golü için tek umudu. Kaç yılını bu takıma veren Deli İbo’nun takımla ilişiği kesildi, onu gerçek anlamda delirten İbrahim Toraman hiç sorgulanmadan artık defansın tek yöneticisi.

Oturtulmaya çalışılan bir sistem varmı, artık çok emin değilim. Yaptığı katı hamlelerle karakterini ortaya koyduğunu iddia eden Schuster, belki de selefleri gibi burayı yalnızca bir tazminat cenneti olarak görüyor. Kovulmaya oynuyor sadece. Bülent Ortaçgil’in de dediği gibi; Olamaz mı? Olabilir.

 

Enteresan Gol 2

Görüntüler yine Gençlerbirliği-Karabükspor mücadelesinden. Çok enteresan bir maç oldu. Hem bol gollu hemde son dakikaları nefes kesti. 90.dakikada gelen iki gol bunun kanıtı. Ama Karabük’te bir oyuncu vardı ki adeta Gençlerbirliği Karabük takımının içine ajan sokmuştu. Bahsettiğim isim Deumi. Deumi maçı aslında bir hayli etkileyici şekilde 1 gol 1 asistle tamamladı. Ama bu istatistik pekte Karabükspor’a yaramadı. 90.dakikada kendi kalesine attığı golden sonra Karabük’ün maçı çevireceğini düşünmüyordum açıkçası. Ama arkadaşları Deumi’yi eleştiri yağmurundan kurtardı.

Deumi kendi kalene attığın golu anladımda asist yaptığın golde duraksaman, ayağının topa dolanması bunları anlamadım be adamım. Deumi adına talihsiz bir maç olmuş diyip geçelim pek art niyet aramadan, bu “temiz” ligimizde.

 

Enteresan Gol

Düşeniyle, duraksayanıyla, ayağına çarpıp gireniyle Turkcell Super Lig’de bu hafta en ite kaka atılan gol. Deumi’de asisti yapmış. Enteresan gol. Yorumu sizlere bırakıyorum ama Mununga’nın gol sevincide dikkat çeken başka bir nokta. Sanki çok klas bir gol atmış gibi elleri açmış iki tarafa.