Dün akşam oynanan kritik maçta Trabzonspor rakibine göre çok üstün oynadı fakat istediğimiz arzuladığımız 3 puanı alamadık. Maçın genelinde Trabzonspor oyuna hükmeden taraftı. Maçın çoğunluğu Inter’in yarı sahasında oynandı. Hatta maçı İngiliz kanalından izliyordum ve Trabzon’un oyunu yorumcuların da oldukça hoşuna gitti ve neredeyse Trabzon’lu bir yorumcu gibi taraflı yorumlar dahi yaptılar. Trabzon’un bu pozitif oyunu maalesef sadece 1 puanla ödüllendirildi ama Trabzon’un bulunduğu bu grupta 1 puan bile herşeyi değiştirebiliyor ki bunu önümüzdeki maç günü göreceğiz. Muhteşem bir maç günü olacak. Grupta her takımın Şampiyonlar Ligi’ne devam etme şansı var. Benim tahminimce Trabzonspor dün aldığı 1 puanla Avrupa sahnesinde kalmayı garantiledi. Son maçta İnter’in kendi sahasında CSKA Moskova’yı çok büyük ihtimalle yeneceğini düşünüyorum. Bu demek oluyor ki CSKA 5 puanda kalacak. Trabzonspor da Lille ile en azından berabere kaldığı takdirde Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam edecek. Oldu ki yenildi bu durumda da 3. olarak UEFA’nın yolunu tutacak. Kuralar ilk çekildiğinde gerçekten zor bir gruba gibi gözüküyordu, tek avantaj birinci torbadan İnter’in çıkması olmuştu. İnter sezona kötü başlamıştı fakat CSKA ve Lille oldukça formda iki takımdı ama Trabzonspor muhteşem bir mücadele göstererek 6 puanla grupta 2. pozisyona oturdu. Tek kelime ile “Helal”.
Bravo Turgay, Bravo Ertuğrul
Bursaspor ve Samsunspor arasındaki mücadelenin ilk yarısının son dakikalarında Turgay’ın elinin yardımıyla defansın arkasına sarkıttığı topu Sestak filelere göndermişti fakat sonrasında Turgay, Samsunspor’lu oyuncuların itirazı sırasında hakemin yanına giderek topa eliyle müdahele ettiğini itiraf edince gol iptal edildi ve Turgay sarı kartla cezalandırıldı. Turgay itiraz etti sarı karta fakat cezası değişmedi. Durumu tam anlamıyla kavrayamayan Ertuğrul Sağlam da 4.hakeme itirazlarını sürdürüyordu ki Turgay’ı yanına çağırarak “Elle oynadın mı?” diye sordu. “Evet” cevabını alınca da zaten itiraza devam etmedi.
Bu olayı anlattım çünkü hem Turgay’ın hakeme bunu söylemesi çok alışılagelmiş bir durum değil hem de teknik direktörün oyuncuyu yanına çağırarak pozisyonun detaylarını öğrenip ona göre itirazını sürdürmesi ya da özür dilemesi çok rastladığımız bir durum değil. Gerçek bir centilmenlik örneği oldu Türk futboluna. Tebrikler Ertuğrul hoca, tebrikler Turgay.
Emenike’den İki Gol Daha
Emenike Spartak Moskova’ya uyum sağlamaya başladı. Sık sık gol haberlerini alır olduk. Lokomotiv Moskova ile oynanan derbi maçında takımına galibiyeti getiren golleri kaydetti.
İşte Emenike’nin golleri:
Günün Tahminleri
- Atletico Madrid-Levante: Atletico Madrid tek farklı kazanır.
- Beşiktaş-Galatasaray: Berabere biter.
- Sivasspor-Gençlerbirliği: Sivasspor kazanır.
- Gaziantepspor-Manisaspor: 2-3 gol olur.
- FC Groningen-VVV: Groningen handikaplı kazanır.
- PSG-Nancy: PSG kazanır.
- Osasuna-Vallecano: Osasuna kazanır.
- Real Sociedad-Espanyol: Berabere biter.
- Siena-Atalanta: Berabere biter.
- Genoa-Novara: Genoa kazanır.
- Bologna-Cesena: Bologna kazanır.
- Granada-Mallorca: Granada kazanır.
- Chelsea-Liverpool: Chelsea kazanır.
- Roma-Lecce: Roma kazanır.
- Hamburg-Hoffenheim: Berabere biterç
2011 Yılının En Güzel Golü Seçiliyor
Fifa her sene olduğu gibi bu sene de yılın en güzel golünü seçmeye hazırlanıyor. Adaylar açıklandı. Oylama 5 Aralık tarihine kadar yapılacak. Kazanan ise 9 Ocak’ta açıklanacak. Oy kullanmak için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.
http://www.fifa.com/ballondor/puskasaward/index.html
Benim favorim hem golün önemi hem de şıklığı göz önünde bulundurulduğunda gen Julio Gomez. Biraz klasik bir gol olabilir ama yine de o atmosfer ve o gol beni etkiledi.
“Abdullah Muzip Avcı”
Milli takımımızın yeni teknik direktörü hepimizin bildiği gibi acele alınmış bir kararla Abdullah Avcı oldu. Bu kararla ilgili genel olarak kamu oyu net fikirler belirtmiyor. Yerli bir hoca seçilmesi gerektiği konusunda tüm Türkiye hem fikirdi. Fakat hoca seçiminin bu kadar çabuk ve aceleci yapılması doğru mu oldu onu tartışmak gerek.
Milli takımımızın Avrupa Şampiyonasına gidemediği durumda oldukça vakti vardı doğru hocayı seçmek için. Fakat bu zaman kullanılmadı ve Abdullah Avcı jet hızıyla yeni teknik direktör olarak açıklandı. Yerli olmasından dolayı doğru bir seçim oldu Abdullah Avcı. Teknik bilgisinin de oldukça yeterli olduğunu düşünüyorum. İstanbul Belediye gibi taraftar desteğinden yoksun ve maddi olarak güçlü kaynakları olmayan bir kulübü kalburüstü seviyeye taşımak her baba yiğidin harcı değildir. Bu yüzden hem rakiplerini iyi analiz etmesi hem de teknik bilgileri sahada oyuncularına uygulattırabilmesi açısından her hangi bir soru işaretine sahip değiliz Abdullah Avcı ile ilgili. Abdullah Avcı’nın kanımca Türkiye Milli Takımı’na en büyük katkısı yeni ve başarıya aç bir jenerasyon sunması olacaktır. Hiddink gibi sabit bir kadro ile değil kafasında belirlediği 50-60 oyunculuk bir havuzdan formda olan 18 tanesini maç kadrosuna alacağı düşüncesindeyim. Beni düşündüren bir iki şeyden biri Abdullah Avcı’nın İBB ile çıktığı maçlarda baskı altında hissetmeden baskısız bir ortam da çalışıyor olması. Baskı nedir daha bilmiyor Abdullah Avcı. Baskı altında maç kazanmanın zorluğunu yaşamadı daha hiç. Bir diğer sıkıntım ise Abdullah Avcı’nın kulüpler düzeyinde Avrupa takımları ile mücadele etmemiş olması. Kısacası iki soru işareti de tecrübe kelimesi altında gruplandırılabilir. Abdullah Avcı’nın tecrübe konusunda bizlerde yarattığı soru işaretlerini umarım 2014 Dünya Kupası’na Türkiye’yi taşıyarak ortadan kaldırır.
İBB’nin başına Abdullah Avcı’nın yardımcısı Arif Erdem getirildi. Arif, Avcı ile epey bir vakit geçirdi ve eğitimini tamamladığını düşünüyorum. Umarım İBB Avcı’nın ayrılışıyla büyük darbe almaz ve ligimize renk katmaya devam eder. Mustafa Denizli’nin deyişiyle de Muzip Avcı Türkiye’yi görmek istediğimiz yerlere taşır.
Ben Arfa-De Jong Buluşması
Geçtiğimiz sene Newcastle ile Manchester City karşılaşmasında De Jong, Ben Arfa’ya oldukça sert bir müdahele de bulunarak rakibinin ayağını kırmıştı. Ben Arfa bir seneye yakın bir süre sahalardan uzak kalmıştı. İyileştikten sonra ilk defa bu ikili karşı karşıya gelecekler. Etihad Stadyumunda oynanacak maç öncesi De Jong Ben Arfa’ya yazılı olarak dostluk mesajı göndermiş. İki takımın da oldukça formda olduğunu düşünürsek bir de De Jong-Ben Arfa karşılaşması da eklenince seyrine doyum olmayacak bir maç olacaktır Manchester Cİty-Newcastle United maçı. Maç yarın 17.00′da başlayacak.
Geçtiğimiz sene ki iç burkucu enstantane;
Kahraman Parker
Cumartesi oynanan İngiltere-İspanya hazırlık maçının adamı Scott Parker, David Villa’nın frikiğinde bile adeta bir fedai gibi Darren Bent’ten önce gelen topa zıplayarak kafayla uzaklaştırıyor. Scott Parker Capello’nun yeni İngiltere’sinin en önemli taşlarından biri. Orta sahadaki oyun görüşü, hırsı ve tecrübesiyle arkadaşlarını da oyunun içine dahil edebiliyor.
Parker’ın Villa’nın frikiğini kestiği an;
Guti’yi de Kaçırdık
Sonunda Türk basını ve Carvalhal muradına erdi ve Guti ile karşılıklı anlaşılarak sözleşmesi feshedildi. Guti bu sezon alacağının yarısını alacak. 10 seneden fazla Real Madrid’te ilk 11′de oynamış bir adam Beşiktaş’ta kadroya girmekte zorlanıyordu. Sebep ne Guti gece hayatını çok seviyor. Bu adam İstanbul’a geldi diye gece çıkmaya başlamadı. Madrid’te oynarken hiç mi gece çıkmıyordu. Basınımızın yabancı basınlardan farklı olduğunu Türkiye’den yurt dışına giden oyuncularımız da söylüyorlar. Orada spor basını magazin haberleri peşinde değil. İki yayın organı farklı işliyor biz de ise spor basını da dedikodu yaratmaya bayılıyor. İşte Guti için yaratılan gecelerin adamı imajı Beşiktaş’tan kopmasını sağladı.
Bir diğer faktör ise Carvalhal ile Guti’nin arasının bir türlü düzelmemesi oldu. Oysa ki geçtiğimiz sene Tayfur yönetimi altında Guti oynuyordu. Tamam belki kendisinden istenen performansı ortaya koyamıyordu fakat takım içi huzur sağlanmıştı. Şimdi Tayfur hapiste değil de takımının başında olsaydı Guti Beşiktaş’ta kalır mıydı sorusunu sormamak içten bile değil.
Guti’nin Beşiktaş’tan gidişinden artık bir ders çıkartmalıyız. Bu oyuncular dünya yıldızı ve kendilerini kanıtlayarak bizim ülkemize gelmiş oyuncular. Daha önceki kulüplerinde de gece çıkıp eğleniyorlardı. Onların da insan olduğunu ve eğlenmeye ihtiyaçları olduğunu unutmamak lazım. Basınımızın geceleri futbolcu kovalamayı bırakması lazım. Oyuncuların basın tarafından baskı altına alınmadan sadece yeşil sahalardaki performansının gazetelere ya da televizyonlara taşınması lazım. Biraz özgürlük tanınmalı bu yıldızlara.
Rezalet
Nereden başlayacağımı bilemiyorum. 2012 Haziranı buruk geçecek, tabii bir mucize gerçekleşmezse ki şuan karşımızdaki takım bu noktadan sonra Hırvatistan değil de Kazakistan bile olsa 0-3′ü çevirecek moral motivasyona ve hırsa sahip gözükmüyoruz.
Eleme gruplarına başladığımız günden bu yana Hiddink gidecek kalacak dedikodularıyla güvensiz bir ortam vardı. Bu ortamla beraber Hiddink’in gerçekten Türkiye’de isteklı biçimde kaldığından bile şüpheliydim. Grup maçlarında da iyi oynadığımız maç yoktu sadece belirli maçların belirli dakikalarında iyi oynamayı başarmıştık. Bir bütünlük yoktu. Bugün de maça oldukça kötü başladık ve böylesine önemli bir maçta 2.dakikada gol yemek olacak iş değil. Konsantrasyon eksikliği olduğunun göstergesidir. Oyuncuların konsantrasyonunu motivasyonunu da artıracak ya da motive olacak oyuncuları seçmek teknik direktörün yani Hiddink’in görevidir. Hiddink, milli takımı seçerken bir kulüp takımı yönetir gibi neredeyse her maça aynı kadroyla çıkma alışkanlığını devam ettirdi. İlk 11 seçiminden önce aday kadro seçimini tartışmakta fayda var. Sol beke yaklaşık 2 buçuk senedir formsuz olan Hakan Balta yerine Beşiktaş’ta bu sezon tekrardan kendini bulmuş İsmail Köybaşı olmalıydı. Sağ bekte aynı şekilde Gökhan Gönül bu seneye bildiğimiz Gökhan gibi başlayamadı. Sabri’yi sağ beke çekip onun önüne Hamit’i koyup kendi evimizde 4-4-2 dizilimiyle gole dönük başlayabilirdik maça. Olmadı, bunların hiç birini yapamadı Hiddink. Anadolu takımları artık çok kaliteli yabancıları alıyorlar, Türk futbolcular da onlarla antreman yaparak onların tecrübelerinden faydalanıyorlar. Anadolu takımlarıyla 4 büyükler arasındaki fark oldukça kapandı ama hala anadolu takımlarından oyuncu göremiyoruz Milli takımımızda. Hiddink bu noktada forma dayalı bir kadro seçimi yapmalıydı.
Bu maçla ilgili olarak ben 22 senelik hayatımda izlediğim Avrupa Şampiyonası veya Dünya Şampiyonası ön eleme maçlarında kendi evinde bu kadar ezilen bir takım görmemiştim ne yazık ki. Kendi evimizde bütün bir maç boyunca kaleyi bulan bir şut çekememiz çok acizce. İlk yarı sonunda ilerde çoğalamadığımızı maçı izleyen herkes görmüştür muhakkak ama maalesef tek görmesi gereken kişi olan Hiddink görememiş. İkinci yarıya başlarken yaptığı Gökhan Töre hamlesi doğruydu fakat eksikti. Orta sahadan Hamit, Emre ve Selçuk 3′lusunden birini ki bana göre Hamit’i oyundan alıp Umut Bulut’u sahaya sürmeliydi. Arda’nın Atletico Madrid’deki oyun tarzı değişmişti ve maalesef bu Milli Takımımız için hiç de iyi olmadı. Artık topu alıp dribling yapan Arda ortalıkta yok daha çok pas vererek oynamaya gayret ediyor fakat genel olarak takım üretken olamayınca herkes Arda’dan birşeyler yapmasını bekliyor ve şuan oturttuğu yeni oyun stiliyle bu beklentilere cevap veremedi Arda. Kendi içimizdeki bir diğer problem de maçın Telekom Arena’da oynanıp Volkan’la taraftarın arasında gerginlik yaşanmasıydı. Şuan itibariyle paramparça bir takım görüntüsündeyiz.
Hırvatlar da dersini oldukça iyi çalışmışlar ve 0-3′ken bile stoperlerimize pres uygulamaya devam ettiler. Zaten baskı altında olmadığımız takdirde bile topu oyuna sokmakta ve oyun kurmakta oldukça zorlanıyoruz hele bir de pres yiyince hiç oyun kuramadık ve doğru düzgün şut dahi çekemedik. Top çoğunlukla bizdeydi fakat üretken olamadıktan sonra top bizde olsa da işe yaramadığını sonuçtan anlamış olduk. Hırvatlar oldukça iyi ayağa pas yaparak, çok da iyi yapamadığımız presimizi kırdılar.
Bu turnuvayı da kaçırdık. Bir türlü istikrar sağlayamıyoruz, her turnuvada yer almamız gerekirken 3-4 turnuvadan birinde yer alıyoruz. Hiddink rövanş maçından sonra muhtemelen görevinden ayrılacak. Getirilen yabancı hocaların kalitesi ne kadar iyi olursa olsun geçmişe de baktığımızda katılmayı başardığımız bütün turnuvalarda teknik direktörlerimiz yerliydi. Bu durumu teknik direktörlerin oyuncuları daha iyi tanıması ve daha kolay motive edebilmesiyle açıklayabiliriz. Ayrıca oyuncularımızın hepsi İngilizce bilmediği için antremanlarda da tek bir dilin konuşulması kaybolan ve bizim en önemli özelliğimiz olan bütünlüğümüzü geri getirecektir. Benim aklımdaki tek aday Yılmaz Vural. Yılmaz Vural hemen hemen her gittiği takımda kendisinden bekleneni ortaya koydu hatta fazlasını verdi takıma. Ama şimdi sıra Türk futbolunda olmalı ve Yılmaz Vural’a bu şans verilmeli. Hem futbol bilgisi üst düzeyde hem de motivasyonu üst düzeyde. Türk Milli Takımı’nın ihtiyaç duyduğu herşeye sahip.
Beşiktaş Yazılarımız
Fenerbahçe Yazılarımız
Galatasaray Yazılarımız