Uh Ah Dev Adam!

Başlığa ilham olan şarkı kadar neşeli bir yazı olmayacak okuyacağınız o yüzden İspanya maçı gazıyla trene binenlerdenseniz okumanızı tavsiye etmiyorum.

Aslında bu yazıyı elenmemizin üzerine yazarım diye düşünüyordum ama Polonya’nın baskı altında sinen tecrübesiz bir takım oluşu, İngiltere’nin ise yeteneklerinin, yapabileceklerinin ve yapamayacaklarının bilincinde, sonucu ne olursa olsun savaşan oyunculara sahip oluşu bu yazıyı tur atlamamızın ardından yazmamı sağladı. 12 Dev Adam hakkında yazılan bir yazının oluşumuna Milli Takımımızın kendisinin bir etkisi yok anlayacağınız. Yine, yeni, yeniden başkalarının eline baktık. Bu sefer şansımız tuttu.

Turnuvanın ilk iki maçında her ne kadar zayıf rakiplere karşı oynamış olsak ta farklı galibiyetler umut vermişti. Dünya Şampiyonası’nda gelen başarının tekrarını bekler olmuştuk. Litvanya mağlubiyeti ise kabul edilebilir bir durumdu. Avrupa’nın en köklü basketbol ekolüne karşı, kendi evindeki bir turnuvada oynuyorsunuz. 7 sayı farkla yenilmek hiç kötü bir sonuç değil. Uyanmamızı sağlayan maç ise Polonya maçı oldu. Evet hakemler rezaletti, evet bir periyotun son 2.5 saniyesinde 8 sayı yedik onlar yüzünden, evet tüm ortada olan topları aleyhimize düdüklerle rakibe verdiler ama o maçı Polonya kazanmadı, biz kaybettik. Daha doğrusu teknik yönetimimiz kaybetti.

Bir önceki paragrafta değindiğim tüm iyi izlenimler sonuç odaklı. Turnuvanın ilk gününden beri kadro derinliğimizden beklenen dominant oyunu sahaya koyamıyoruz. Bunun da en büyük sorumlusu Orhun Ene ve onun rotasyonlarıdır.

Orhun Ene tecrübesiz bir koç. Dünya 2.si apoletini daha bir yıl önce takmış olan ve başarıyı bugün kazanması gereken jenerasyona sahip bir milli takımın ağırlığını kaldıramayacak bir koç. O yüzden bu durumun esas suçlusu onu bir gecede 1. adam yapanlardır. Ancak bu turnuvada onlar günü etkileyemeyeceğine göre, eleştiri oklarını Orhun Ene’ye yönlendirebiliriz.

Orhun Ene’nin yanlışları ne?

  1. Takımın hücum seti yok. Bu kadar çok hücum opsiyonu olan, pasör uzunlara, şut atabilen, ayağı çabuk ve kısa pozisyonlarında oynayabilen kısa forvetlere sahip bir takımın hiç bir hücumu ekstra pas ile bulunmuş boş atışlarla bitirememesi kabul edilemez. Hücum opsiyonlarımız çok ama hücum varyasyonlarımız yok. Her hücumda ya Hidayet ve Ersan’ın geri çekilerek attığı şutlara, ya Emir’in deliciliğine ya da Enes ve Ömer’in tamamlayacağı hücum ribaundlarına kalmış durumdayız. Polonya maçının son hücumunda bile bir setimiz bir planımız yoktu. Olacak iş değil.
  2. Gereğinden fazla ve çabuk oyuncu değişiklikleri yapıyor. Aynı 5 ile 5 dakika sahada duramıyoruz. Zaten kenardan önerilen bir hücum tarzı yok, oyuncuların kendi aralarında bir organizasyon içine girmesinin önü de bu şekilde kesiliyor. Aynı oyunu iki hücum üst üste oynayamıyoruz.
  3. Uzunlarımızdan optimum verimi alamıyoruz. Enes Kanter, Ömer Aşık ve Oğuz Savaş gibi kaliteli uzunları çok daha verimli kullanabilmeliyiz. Enes ve Oğuz pas yeteneği üst düzey olan, ayağı çok çabuk, hem pota altını karartan hem de hücumda alan boşaltabilen uzunlar. Ömer ise hem boyunun uzunluğu, hem de geçtiğimiz sene gösterdiği fiziksel gelişim ile savunmada ve hücumda pota altını domine edebiliyor. Biz ise bu üç uzunu kullanamıyoruz. Bence 3′ün 2′si her daim sahada olmalı. Lakers’ın Gasol, Bynum, Odom üçlüsüyle 48 dakikalık süreçte yaptığı rotasyonu biz de 40 dakikalık süreçte uygulayabilmeliyiz. Bu oyun tarzıyla Ersan’ı sürekli olarak 3 numarada kullanıp fiziksel üstünlüğünden faydalanabilir, Hidayet’in ve Emir’in boş şut bulmasını, bulamadıklarında ise içeride her şekilde pas indirecek uzunu bulmalarını kolaylaştırabiliriz.
  4. Kilit anlarda doğru oyuncu tercihlerini yapamıyoruz. Polonya maçında tüm gece kayıp olan Ömer Onan son dakikalarda sahada takımın bel bağladığı oyuncu konumunda. Son periyota iyi giren Hidayet periyodun 4 dakikasında kenarda. İspanya  maçının 2. periyodunda üst üste 11 sayı bulan Preldzic, kenardan gelen acil durum kiti görevini ne kadar iyi yaptığını kanıtlamışken, ikinci yarıya ilk 5 başlıyor. Elimizdeki kadroyu kullanmayı beceremiyoruz.

Daha yanlışlar sayılabilir. Bu yanlışlar her şeyin sonu demek tabii ki değil. Bu yanlışların teknik ekibimiz tarafından görülmemesi her şeyin sonu olur ki bunun olmaması hepimizin dileği.

Tanjevic’i özledik mi? Özlemedik. Koskoca bir jenerasyonu parçalayıp harcayan adamdır kendisi gözümde. Son dünya 2.liği kendisinin şansı, oyuncularımızın ve taraftarımızın çabasının ürünüdür. Ancak Orhun Ene için gerçekten çok erken. Oktay Mahmuti gibi bir değer varken bu kadar yakınımızda, Orhun Ene bu görev için akla gelecek ilk 5 isimden biri bile değil.

Umarım takımımız bir an önce kendi ayakları üzerinde duracak ve hataların hepsini görünmez kılacak bir oyunla dönecek. Başarı kolay değil, uzak hiç değil. Her zaman yanındayız, yalnız bırakmayacağız.


Yorum bırakabilir, veya kendi sitenizden yorum yazabilirsiniz.

“Uh Ah Dev Adam!” yazısına 5 yorum var

  1. hasan diyor ki:

    tanjeviç konusunda aynı sekilde düşünmüyorum.
    adam italyada ekol yarattı fucka’yı italyan basketboluna kazandırdı o gitti italya malum
    emir predziç türkiyeye kazandırdı o gitti türkiye ne durumda

  2. Emre Gürel diyor ki:

    Tanjevic başarısız bir koç geçmişte hiç bir başarısı yok demedim tabii ki. Sadece Türk Milli Takımı’na ve Fenerbahçe’ye faydasından çok zararı olmuştur dedim. Fenerbahçe’ye olan etkisi takımdaki potansiyeli kullanamamak, yaptığı yanlış rotasyonlar sebebiyle Avrupa’da ilerleyişin önüne geçmektir. Kadro zaten Türkiye’de rakipsizdi, şampiyonluk kaçınılmazdı. Milli Takım için ise ekşisözlükten copy paste yapıyorum bir yorumu:
    “2005 avrupa basketbol şampiyonası: 16 takım içinde 12. oldu
    2006 dünya basketbol şampiyonası: 24 takım içinde 6. oldu(davetiye ile katıldık, hakkımızla değil)
    2007 avrupa basketbol şampiyonası: 16 takım içinde 12. oldu
    2008 olimpiyat oyunları’na katılamadık.
    2009 avrupa basketbol şampiyonası: 16 takım içinde 8. oldu
    2010 fiba dünya basketbol şampiyonası: 24 takım içinde 2. oldu(ev sahibiydik)”

    Sonuçlar bunlar. Oynadığımız basketbol ise katı savunma, istikrarsız, şansa bağlı hücum ekolü sınıfına giriyorsa tamam. Emir’i kazandırdı, Emir en verimli sezonunu Tanjevic’ten sonra geçirdi. Sadece Emir kazanıldı diye Tanjevic ülkeye faydalı oldu diyemeyiz. Tanjevic’in tarihi başarılarla dolu, ama bize yaramadı. İstikrarsızdı.

  3. hasan diyor ki:

    2010 fiba dünya basketbol şampiyonası: 24 takım içinde 2. oldu(ev sahibiydik)” Galiba ev sahibi olmak final four’u hatta finali garantiliyor.
    geçmiş istatislik bakman gerekir.
    artı bu adamın uzunlardaki mantelite değişikliği uzun hareketli zoon savunma hani klasik bir deneyim pota altını kapatma kavramını yitirdi
    çünkü boyalı alan kapanıyor artık son ispanya maçına bakarsan olayı net bir şekilde görürsün.
    bu adamın otutrduğu savunma şuan avrupanın en iyi savunma şablonu.
    kaldı emir predziç’i getirip yetiştiren 2 ve 3 numara oynmasını ögreten adamdır. artık basketboll’u elinde bira göbekli yorumculardan kurtarmak lazım adam’a italya da master of basketball gözüyle bakıyorlar biz hala adamın kariyerini yaptıklarını tartışıyoruz asıl tartışılması gereken bu şablona nasıl daha etkili hucüm yapılır ona bakalım. aha bir iyi takımın varsa arkadaşlarımla streetball yapalım.

  4. Emre Gürel diyor ki:

    Zaten yazının %94′ü (küsuratlı sayı verdim ki salladığım anlaşılmasın) takımımızın senelerdir eksik olan hücum gücünün artık zirve yapmış olması üzerineydi. Tanjevic içinse bir önceki yorumda da dedim geçmişine, bilgisine hiç bir sözüm olamaz. Sadece bize uymadığına inanıyorum.

    Ev sahibi oluşumuz 2001 avrupa şampiyonası örneğinde de olduğu gibi çok büyük etken. Başka ülkeler için öyle olmayabilir ama biz sırf gazla çalışan, duygularıyla hareket eden takımlara sahibiz. Türk olmanın getirisi. (bkz: uefa kazandığı zamanlar gs, 2001, 2010 dev adamları, 2008 avrupa şampiyonası a milli futbol takımı) Tanjevicin geçtiğimiz sene turnuva boyunca hasta olması, taraftar desteği çok büyük etkenlerdi başarıda. Savunmamızın başarısına tabii ki katılıyorum. Ama bu jenerasyon çok daha büyük başarılar kazanabilirdi, en azından istikrarlı olabilirdi.

    Buna ek olarak Tanjevic’i tartışmak artık gereksiz. Orhun Ene’nin bu görevin adamı, en azından şimdilik, olmadığı konusunda hem fikiriz umarım?

  5. hasan diyor ki:

    Bence orhun ene ‘nin yerine yugoslav ekolünden bir hoca gelmeliydi.
    Buna uzunlara göre hucum şablonu çizecek hoca lazım bizdeki senelerdir eksik olan şutör gard ve şutör forvet eksik sırplara bakacak olursan bu ekol fazlasıyla tedosiç ve 3 numarada oynayan adam olumpiyakasta oynuyordu adını hatırlayamadım.
    bizdeki şutör eksikliğini kapatacak 4-5 numarıyı besliyecek tek adam olan enderi’de fazla oynatmıyor.
    neyse umarım iyi bir turnava olur

Yorum bırak